Web sitemize hoşgeldiniz, 30 Kasım 2020

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

14- Kabil’in tövbe etmemesi:

Kadim tefsirlerde Kabil’in, karganın öğreticiliğinden sonraki pişmanlığı belirtilmektedir. Ancak Kabil’in pişmanlığının tövbeye dönüşmediğine de dikkat çekilmektedir. Razî bu durum hakkında şu yorumu yapmaktadır: “Zira, karganın diğer kargayı öldürüp, sonra da onu gömdüğünü görünce, kalbinin bu denli katı olmasına pişman olmuş …..Karga kargaya şefkat etti, ama benden kardeşime karşı bir şefkat zuhur etmedi. Merhamet ve güzel huylar bakımından, ben kargadan daha aşağıyım!..” demiştir. (Kabil) Allah’tan korktuğu için değil, işte bu sebeplerden dolayı pişman olmuş; bundan dolayı bu pişmanlık Kendisine fayda vermemiştir.”[114] Kurtubi de aynı görüştedir:“Bunun üzerine yüce Allah, Habil’in üzerine gömmek kastıyla toprak saçan bir karga gönderdi. Bunun üzerine kardeşi: “Yazıklar olsun bana. Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum, dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu”. O, bu sözlerini yüce Allah’ın, Habil’e üstünü toprakla örtecek şe­kilde bir karga göndermek suretiyle lütufta bulunduğunu görünce söylemiş­ti. Bu pişmanlığı, tövbeden kaynaklanan bir pişmanlık değildi.”[115]
Mesela Âdemoğulları kıssasının son kısmında Kabil’in pişmanlığı ardından babası Âdem’in benzeri bir tavır aktarılmamaktadır. “Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tövbe etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.”[116] “(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”[117]
Dolayısıyla Kabil pişman olmasına karşılık bunun gereği olan Allah’a tövbe işlemini yerine getirmemiştir. Ki, Kur’an’daki Âdemoğulları kıssasında tövbe’ye dair bir anlatım bulunmamaktadır.
Tevrat’taki Habil-Kabil kıssası ile Kur’an’daki bu olguyu örtüştürecek olursak; Kabil pişmanlığına rağmen Allah’a gereğince tövbe etmemiş dolayısıyla Şeytan’ın uğradığı gibi Allah’ın lanetine uğrayarak, babası Âdem ile birlikte olduğu bölgeden başka bir yere göçerek yaşamını orda sürdürmüştür. Tevrat bu durumu bariz olarak vurgulamaktadır. “Kimse Kayin’i bulup öldürmesin diye onun üzerine bir nişan[118] koydu.Kayin Rab’bin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti.”[119]
Nitekim Tevrat’ta, Kabil/Kayin soyunun, Âdem sonrası Nuh’a(a.s) kadar giden biyografik insanlık silsilesi içerisinde yer almadığını görmekteyiz. “Âdem karısıyla yine yattı. Havva bir oğlan doğurdu. “Tanrı Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine bana başka bir oğul bağışladı” diyerek çocuğa Şit adını verdi. Şit’in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu.”[120] Tevrat’ta Nuh’a kadar giden Âdem silsilesi, Şit’ten[121] itibaren devam eden Âdem torunları olarak isimleri ile sıralanmaktadır.
Dolayısıyla Kur’an’da, kardeşini öldürmesinden ötürü pişmanlığı belirtilen Kabil’in; Tevrat’ta da lanetlendiği anlatımları örtüştürüldüğünde; Kabil’in işlemiş olduğu günahından tövbe etmeyerek isyanını yeryüzünün başka yelerine taşıdığını çıkarmaktayız.

Sonuç:

Kur’an’ın, Kur’an ayetleri ile tefsiri metodu aracılığıyla, Âdemoğulları kıssasındaki; “Vetlu aleyhim nebeebney âdeme…” Ayetinde geçen “Âdem”in; Yaratılış kıssasında beyan edilen ve ilk yaratılan kişi “Âdem”i ihsas ettiği sonucuna varmaktayız. Buna istinaden Âdemoğullarının Hz. Âdem’in çocukları olduğu sonucu çıkmaktadır. Bundan dolayı kıssayı, Âdem/yaratılış kıssası bağlamında –tarihsel, kronolojik, biyografik- değerlendirmek gerekmektedir.

Âdemoğulları kıssasındaki Karga’nın vasıta olduğu öğreticilikteki anlam, yeryüzünde ilk defa yaşamaya başlayan insanoğluna, Cenabı Hak tarafından nasıl bir eğitim ve öğretim metodu uygulandığını da ihsas etmektedir. “İnsanı yarattı. Ona açıklamayı öğretti.” Dolayısıyla “Âdemoğulları” kıssası aynı zamanda “Yaratılış” kıssasını mufassallaştıran ve yeryüzündeki kötülüğün başlangıcını ve ne şekilde gerçekleştiğini beyan eden ve o kıssanın mütemmim bir cüzü olarak algılanmalıdır. Bunun tersi olarak Âdemoğulları kıssası da “Yaratılış” Âdem kısası temel alınarak değerlendirilmelidir diyebiliriz.

Tevrat ve İncil’in oluşturduğu Arap arka planı –malumatı/bilgileri- üzerine nazil olan Kur’an, bu bilgileri nazarı dikkate alarak kıssalarını beyan etmektedir. Binaenaleyh Kur’an’daki Âdemoğulları kıssası ile Tevrat ve İncil’in Âdem ve Hevel-Kayin kıssası anlatımlarını, Kur’an perspektifinde mufassallaştırarak anlamak bir metod olmalıdır.

Geçmiş ulema aynı metodu uygulamışlar ancak bunda ifrata düşmüşlerdir. Kadim kaynaklardaki Âdemoğulları kıssasını incelerken dikkat etmemiz gereken husus, Kur’an beyanı ve perspektifine aykırı malumatı göz ardı veya tasfiye etmek olmalıdır. Aksi halde kadim kaynaklarda gözlemlenen olumsuz İsrailiyat olgusunun fasit dairesine düşülecektir. Bu olumsuz durum da Kur’an’ın anlaşılmasında sapma oluşturacaktır.

Tefsirler, gaybi konularda geçerli/sahih mesnedi olmayan İsrailiyat ve indî fikirlere dayanan yorumlarla doludur. Bu yorumların oluşturduğu açıklar ya da zaaflar, bir başka indî yorumla kapatılmaya çalışılmıştır. Böylece Âdemoğulları kıssası tezatlar ve sonunda hurafeler yığını mitolojik bir unsura dönüşmüştür. Ne yazık ki, Âdemoğulları kıssasının, İslam kaynaklarında uğradığı esef verici sonuç budur.

İslam külliyatında yer alan Âdemoğulları kıssası anlatımları, sahih bir bakışla Kur’an perspektifinde yeniden yorumlanarak kıssanın her alanını saran İsrailiyat’tan ve Mitolojiden temizlenmelidir.

Âdemoğulları kıssası, Âdem/yaratılış kıssası ve benzer bir vakıanın -kardeşler arasındaki kıskançlık ve öldürme kastı- anlatıldığı Yusuf kıssası ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu usul aynı zamanda Kur’an’ın Kur’an ile tefsiri metodunun bir yansımasıdır.

Âdemoğulları kıssasında Kabil’in, Habil’e olan olumsuz tepkisinin altında manevi, duygusal temelli; kıskançlık, hased ve kin olgusunun yattığı anlaşılmaktadır. “Haset, kendisiyle yerde ve gökte Allah’a isyan edilen ilk günahtır. Gökteki İblis’in Âdem’e olan hasedi, yerdeki ise; Kabil’in Habil’e olan hasedidir.” Âdemoğulları kıssasının ana temalarından biri olan Haset/kıskançlık aynı zamanda Hz. Muhammed zamanı Yahudilerinin; Yahudiler (ishak soyu) içinden değil de (İshak’ın kardeşi) İsmail soyundan gelen Araplar içinden çıkan Hz. Muhmmed’e (s.a.v) haset ettiklerini ihsas ettirdiği akla getirilmelidir.

Kabil yeniden kendine çeki düzen vererek hatasını düzeltip Allah’tan af dileyerek ona sığınmış olsa idi kulluğunun doğru olan istikametini tutturmuş ve katil olmamış olacaktı. Tıpkı babası Âdem ve Annesi Havva’nın hatalarını tövbe ile düzeltmeleri örneğinde olduğu gibi. Oysa Kabil bu doğru yola değil Habil’i öldürüp ortadan kaldırarak, eski saygınlığına ulaşmaya ya da Allah’ı nazara almayarak daha da batak olan bu yola nefsinin olumsuz isteklerine yönelmiştir. Kabil’in düştüğü bu hata Kur’an muhatapları için önemli bir uyarı ve kaide olmaktadır. Muhataplar düştükleri hatalardan sonra tövbe kapısına yönelerek Allah’ın emirleri yoluna yeniden dönüş için gayret göstermelidirler. Aksi tutum onları “Kabil”ce bir sona ulaştıracaktır.

Âdemoğulları kıssasındaki Kurban takdimi ve kabul edilmeyişini iyi algılamamız için; Bakara suresinde İsrailoğullarına emredilen kurban kesimini anlatılan kıssadaki beyanlar ve Kâbe’de kesilen kurbanlar ile ilgili beyanlar arasında bir alaka kurmamız, Âdemoğulları kıssasındaki kardeşlerin Kurban takdimi, kabul ve reddi gibi ayrıntıları anlamamızda çok yararlı ve Kur’an perspektifinde değerlendirme olacaktır. Tabi bu durumda Âdemoğulları arasındaki ihtilafın nedeni maddi olmaktan çıkarak manevî yani duygusal bir mesele olduğunun anlaşılması gündeme gelecektir.

İsrailoğullarının, Allah’a kulluklarındaki benzeri gelgitleri yaşayan Kabil; sunduğu Kurban’da da Takvalı davranmayarak, gereği gibi özen göstermemiştir. Bundan dolayı Cenabı Hakk’ta onun kurbanını kabul etmemiştir. Kabil’in kurban takdimindeki bu kayıtsızlık aynı zamanda onun yaşamdaki Allah’ın emirlerine olan ilgisinin bir yansıması olmalıdır. İşte tam bu aşamada Takva’nın yaşamdaki yeri gündeme gelmektedir. Dolayısıyla Âdemoğullarının, Allah’a, kurban takdimini, Allah’ın bu kurbanları kabul ve reddinin sebebini, Habil’in, Kabil’in, Kurbanının kabul edilmemesi ile ilgili sözüne dair Kur’an perspektifinde yapılacak yorumlar ancak bu şekilde olmalıdır ki, Kur’an vizyonunda yani sahih olsun ve olayı mitolojik boyuttan kurtarsın. Kur’an’ın mesajlarını öğüt ve ibret öğelerini ön plana getirsin.

Yeryüzünün ilk cinayeti bir kardeş katli şeklinde gerçekleşmiştir. Bunun sebebi ise kıskançlık yani nefse uymanın neticesidir. Bu olay aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’deki, yaratılış/Âdem sahnesindeki Meleklerin, Cenabı Hakk’a, yarattığı insan hakkında sordukları olumsuz sorunun gerçeğe dönüşmesidir. Ancak kadim İslam kaynakları bu kıskançlığı yorumlamakta yetersiz kalmışlardır. Çünkü bütün yorumlar kız veya toprak meselesinde sunulan kurbanın kabul edilmemesine karşın Kabil’in kıskançlığı yorumu yapmışlardır. Oysa Yusuf kıssası bağlamında değerlendirme yapıldığında bunun yorumu maddi sebepten çıkarak manevi bir sebebe oturacaktır. Dolayısıyla Kabil’in, Allah’a kulluğunda Kurban sunarken ki –İsrailoğullarının sığır kurban etme kıssasındaki gibi- lakaydi tavrı sonucunda ortaya çıkmıştır kabulü, Kur’an perspektifinde bir yorum veya anlayış olacaktır. Bu aynı zamanda Kur’an’ın nüzulü esnasındaki İsrailoğullarının, Musa(a.s) dönemindeki atalarının yapmış oldukları olumsuz davranışları da gündeme getirerek, Kur’an’ın, diğer İsrailoğulları kıssalarında yer alan benzeri anlatımlarını da harmanlayarak öğüt ve ibret açısından güncellemiş olmaktadır.

Âdemoğulları kıssasının Hz. Muhammed dönemine ait tarihsel bir bağlamı da vardır. Bu kıssanın nüzul ortamı, nüzul sebebi ve siyak-sibak ilişkisi irdelendiğinde, Âdemoğulları (Habil-Kabil) kıssası ile Cenabı Hakkın, Medine Yahudilerine; kıssadaki “haksız yere insan öldürme” teması üzerinden bir mesaj vermekte olduğu anlaşılmaktadır. Cenabı Hakk, Medine Yahudilerine; İshak’ın kardeşi İsmail soyundan bir resul olan Hz. Muhammed’i; kendisine vahiy gelmesinden dolayı kıskanıp onu Habil gibi suikast yoluyla öldürmeye yeltenenler de uyarılmaktadır.

Sözün özü! Kur’an’daki kıssalar her yönüyle yaşanılan ortama uyar ve hitap eder. Yeter ki bizler onları kale alalım. Onları yaşamak için okuyalım. Böyle olduğu takdirde kıssalar bizi eğitir ve öğretir. Öğüt ve ibret verir. “Âdemoğulları” ve onların yaşadıkları sorunlar, geçmişte olduğu gibi bu gün ve kıyamete kadar tüm gelecekte beşer olarak tüm insanlık tarafından hem bireysel hem toplumsal çeşitli boyutlarda yaşanmış/yaşanmakta/yaşanacaktır. O halde ortaya çıkan maddi veya manevi tüm sorunlarda, Allah’ın emrine muhalif, Kabil’ce! Çözümler yerine, Habil’ce çözümler üretmeliyiz! Allah’a kullukta Habil’ce “muttaki” kullardan olmalıyız. Bilmeliyiz ki, Cenabı Hakk, Kabil’ce “takvasız” kulluk edenlerin “kurban” yani kulluklarını/ibadet ve tatlarını kabul etmez. Habil’ce “muttaki” olanların “kurban” yani kulluklarını/ibadet ve tatlarını kabul eder. İşte bunları yaparsanız Âdemoğulları kıssasının amacını yerine getirmiş Kur’an’ı hayata geçirmiş onu “Yaşanan Kur’an” yapmışsınız demektir.

Cengiz Duman/ Araştırmacı-Yazar/Kur’an Kıssaları

8. SAYFA İÇİN TIKLAYINIZ

Etiketler:

Yorumlar

  1. hasan dedi ki:

    isteğimi bulamadı

Yorum Yaz