Web sitemize hoşgeldiniz, 30 Kasım 2020

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

8- Allah’ın kurban ibadetini kabul şartı; takva:

“..kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn” “…Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi”[66] Ademoğulları kıssasının bizce can damarı! Burasıdır. Çünkü Cenabı Hakk, Âdemoğullarını örnek vererek kıyamete değin yeryüzünde yaşayacak tüm vahiy muhataplarının dikkat etmesi gereken genel bir ilkeyi vazetmektedir. “…Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” Takva yalnızca Kurban değil tüm kullukta yerine getirilmesi gerekli bir husus olduğu daha Yaratılış kıssasında beyan edilmektedir. “Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâen ve libâsut takvâ zâlike hayrun, zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn” “Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi… İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar”[67] Elimizdeki Mushaf’ta da en başta, Bakara suresi ikinci ayetinde şöyle bildirilmektedir: “O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.“[68] Diğer ayetlerde ise şu hususlar beyan edilmektedir. “Ey imân etmiş olanlar! Allah Teâlâ’ya bihakkın takvâ ile ittikada bulununuz. Ve siz ancak Müslümanlar olduğunuz halde vefat ediniz..”[69] “En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur.”[70] “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok takva sabi olanınızdır.”[71] “Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.”[72]
“Takva birçok şeyi ifade eder: 1) İnsanın, yaptığı ibadetlerde kusur edeceği endişesi ve korkusuna düşerek, elinden geldiği nispette kusurlardan korunması… 2) İnsanın, yaptığı taatları, Allah rızasını istemenin dışında, herhangi bir maksat için yapmaktan korunması… 3) İnsanın, ibadetlerinde, Allah’tan başkasının ortak olmasından ittikâ edip, korunmasıdır… Bunlar, gözetilmesi ne kadar da güç ve zor olan şartlardır! Bu kıssa(Âdemoğulları) ile ilgili olarak şu da söylenmiştir: “O iki kardeşten birisi kurbanını, malının en güzelinden seçmiş, diğeri ise malının en adisini kurban olarak sunmuştu.”[73]
Bu doğrultuda Hacc suresinde Kurban ibadeti hakkında bir açıklama bulunmaktadır. “Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ… ” “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.”[74] Hacc’da kesilmesi emredilen Kurbanlar ve onları Kurban ederken alınması gereken tavırlar ve aynı zamanda Kurbanı emreden Allah’ın nezdinde Kurban’ın anlamı hakkındaki bu beyanlar; Âdemoğulları kıssasında anlatılan ilke ile çok uyumlu ve adeta onun geniş bir tafsilatıdır. “Biz her ümmet için bir “Mensek” kıldık, O’nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O’na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.”[75] Kurban’ın çok kadim bir ibadet şekli olduğunu beyan eden bu ayeti kerime’nin arkasından gelen ayetlerde, onu yerine getirirken dikkat edilmesi gereken ilkeler de açıklanmaktadır.Kurban ibadetinin, yerine getirilmesi gereken baş kuralının “Takva” olduğu vurgulanmaktadır. Bu husus ayrıca İsrailoğullarının “Bakara” kurban etme kıssalarında da işlenmekte ve onların olumsuz lakayt tavırlarına dikkat çekilmektedir.
Kanaatimizce Âdemoğulları kıssasındaki Kurban takdimi ve kabul edilmeyişini iyi algılamamız için; Bakara suresinde İsrailoğullarına emredilen kurban kesimini anlatılan kıssadaki beyanlar arasında bir alaka kurmamız yararlı olacaktır. “Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti. “Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın” dediler. Musa: Allah diyor ki: “O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek.” Size emredileni hemen yapın, dedi. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. “O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir” dedi. “(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz” dediler. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. “İşte şimdi gerçeği anlattın” dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.”[76]
İsrailoğullarının, sığır kurban etme kıssasında, Allah’a takdim edilecek bir kurbandaki gösterilmesi gereken özenin altı çizilmektedir. Bu tanımlamalar yaratılıştan itibaren kıyamete kadar tüm vahiy muhatapları için geçerli kıstaslardır. Aynı zamanda fıtrîdir. Neden? Kâinatın sahibine şükrünü eda eden bir kişi onun ihsan ettiği şeyden, Allah’a kurban ettiğinin bilicinde olmalıdır ki, elindeki en ideali ona takdim etsin. Aksi düşünce yaratıcıya karşı kayıtsızlığı ortaya çıkaracaktır. İsrailoğullarının sığır kurban etme kıssası da bu olguya dikkat çekmektedir.
Buna göre Allah’a sunulan bir kurban eldeki en değerli vasfa sahip olmalıdır. O halde Âdemoğullarından, kurbanı kabul edilmeyenin (Kabil); Allah’a takdim ettiği Kurban’ında, Allah’a karşı gerekli ve layık olan bu itinayı göstermediği ve isteksizce ya da lakaydî olarak bu ibadeti yerine getirdiği anlamını çıkarmamız mümkündür.
Muhtemeldir ki İsrailoğullarının, Allah’a kulluklarındaki benzeri gelgitleri yaşayan Kabil; sunduğu Kurban’da da gereği gibi özen göstermemiştir. Bundan dolayı Cenabı Hakk’ta onun kurbanını kabul etmemiştir. Kabil’in kurban takdimindeki bu kayıtsızlık aynı zamanda onun yaşamdaki Allah’ın emirlerine olan ilgisinin bir yansıması olmalıdır. İşte tam bu aşamada Takva’nın yaşamdaki yeri gündeme gelmektedir. Dolayısıyla Âdemoğullarının kurban takdimini, Allah’ın bu kurbanları kabul ve reddinin sebebini, Habil’in, Kurban’ın kabulü ile ilgili sözüne dair Kur’an perspektifinde yapılacak yorumlar ancak bu şekilde olmalıdır ki, Kur’an vizyonunda yani sahih olsun ve olayı mitolojik boyuttan kurtarsın. Kur’an’ın mesajlarını öğüt ve ibret öğelerini ön plana getirsin.

9- Kurbanın kabul edilip edilmemesinin alameti:

Kur’an’daki “Hani birer kurban takdim etmişlerdi” ayet’inden, Âdemoğullarının ikisinin de Allah’a Kurban sunduğunu anlamaktayız. Ancak “..birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.” Ayetinden hangisinin kurbanının kabul edilmediğini veya hangisinin kurbanının kabul edildiğini anlayamamaktayız. Bu ayrıntıyı Tevrat vasıtasıyla mufassallaştırabilmekteyiz. Tevrat’ta “(Rab) Kâin’i/Kabil ve sunusunu ise reddetti.” Denmektedir. Buna göre Âdemoğullarından yaşça en büyüğü olan, ağabey Kabil’in sunduğu Kurban kabul edilmemiştir.
Kurbanların kabul edilip edilmemesi muhataplara nasıl belirtilmiştir bunun hakkında da Kur’an ve Tevrat’tan alabileceğimiz bir bilgi yoktur. Ancak İslam kaynakları bu kabul veya red belirtisinin Kur’an’da yer alan bir ayrıntıya atfen olabileceği yorumlarında bulunmuşlardır.Müfessirler buna işaret olarakKur’an’daki;”Doğrusu Allah bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği (yakıp kor edeceği) bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti”[77] ayetini temel almışlardır.
Ali İmran suresindeki ayette anlatılan ve İsrailoğullarının, Allah’tan bir işaret olarak algıladıkları, gökten inen bir ateşin yaktığı kurban ritüeline dair inançları hakkında Tevrat metinlerinde de benzer anlatımlar bulunmaktadır.Şöyle denmektedir Tevrat metinlerinde;“Süleyman duasını bitirince, gökten ateş yağdı; yakmalık sunularla kurbanları yiyip bitirdi. Rab’bin görkemi tapınağı doldurdu.”[78] Bu anlatımda bize şu arz edilmektedir: Yahudi inancında gökten inen bir ateşin sunulan Kurbanı yakarak yok etmesi, Allah’ın o Kurbanı ve sunanların bu ibadetini kabul ettiği anlamındadır.
Dolayısıyla Yahudi teolojisinin bir ritüeli olan ve Yahudilerce Allah ile insanlar arasındaki irtibatın bir göstergesi kabul edilen, sunulan Kurban’ın gökten bir ateş vasıtası ile yakılması ritüeli; İslam âlimleri tarafından, Âdemoğullarının kurbanının kabul edilip edilmemesinin alameti olarak algılanmış ve tefsirlerde bu şekilde açıklanmıştır. Buna dair bir alıntı yapalım. “Kurbanın kabul edildiğinin alâmetinin, gökten gelen bir ateşin onu yiyip bitirmesi olduğu söylenmiştir. İşte bu, müfessirlerin ekserisinin görüşüdür.Mücâhid ise, ateşin onu yakıp bitirmesini, kabul edilmeyişinin alâmeti olduğunu söylemiştir. Birinci görüş daha uygundur. Çünkü müfessirlerin ekserisi bunu kabul etmişlerdir.”[79]
Bu hususta gördüğümüz olumsuzlukları beyan etmeden geçemeyeceğiz. İslam kaynaklarındaki yorumlarda Kabil’in kurbanının tahıl olduğu kabul edilmektedir. Oysa Kur’an ve Tevrat’ta değinilen, kurban takdimesinin yanması ritüelinde; gökten inen ateş kurban edilen hayvanı yakmaktadır. Dolayısıyla İslam kaynaklarında yapılan yorumlarda tezat oluşmaktadır.
Ayrıca Kur’an ve Tevrat’ta, Âdemoğullarının kurbanlarının nasıl kabul edilip edilmediğinin belirtisi hususunda bir açıklama bulunmazken, bu gaybi konuda ve tezatlar içerisinde, eklektik teolojik yamalarla! Veya indî nitelikli açıklamalar yapılması, Kur’an perspektifinden yanlış bir algılamadır kanaatindeyiz.
Eğer Kurbanın kabul veya reddi olayı Yahudi ritüeli sonucu gerçekleştiği kabul edilirse, Hz. Âdem’in peygamber olduğu anlayışı veya peygamberlik fonksiyonu zayıflatılmaktadır. Tefsir rivayetlerinde Âdem’in kendisinin önerdiği Allah’a kurban sunulma teklifinin; “Hz. Âdem şöyle dedi: Haydi birer kurban sununuz. Hanginizin kurbanı kabul olunursa, o fazilete daha layıktır, dedi.”[80] Yerine getirilmesine karşın Allah’ın, sunulan kurbanları kabul veya red olgusunu bir peygamber aracılığıyla bildirmemesini oğulları arasında hakem vazifesi yaparak ıslaha çalışması ortamının olmamasını nasıl açıklamak gerekmektedir? Hadi bunun sebebini kendinize bir sorun!….
Bizce gaybi olan bir konuda çok fazla yorulmayınız, tefsirlerde yer alan bir İsrailiyatı sunalım da sebebi neymiş anlayalım! “İbn Abbas’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir; Kabil kardeşini öldürünce, Âdem Mekke’de bulunuyordu. Bu öldürmenin akabinde, ağaçlarda diken oldu, yiyeceklerin tadı değişti. Meyveler ekşidi, sular tuzlu oldu. Yeryüzü toz-toprağa bulandı. Bunun üzerine Âdem (a.s) şöyle dedi: Yeryüzünde önemli bir olay meydana gelmiş olmalı. Hindistan’a gitti, Kabil’in Habil’i öldürmüş olduğunu gördü.”[81]
Kutsal kitaplarda, Tevrat/İncil/Kur’an; Hz. Âdem’e, oğullarının ihtilaf ve çözümlerinde neden aktif bir yer verilmemiştir? Bunun cevabı bu güne kadar ya sorulmamış veya yukarda verdiğimiz alıntı da olduğu gibi İsrailiyat olamayan cevaplar aranmamıştır. Binaenaleyh kutsal kitapların yer vermediği konulardaki boşlukları, indî görüşlerle doldurmanın getirdiği zaaflar vardır. Gaybi konularda geçerli/sahih mesnedi olmayan indî fikirler ileri sürerek yapılan yorumlardan çıkan açıklar ya da zaaflar, bir başka indî yorumla kapatılmaya çalışılmakta böylece kıssa tezatlar ve sonunda hurafeler yığını mitolojik bir unsura dönüşmektedir. Ne yazık ki, Âdemoğulları kıssasının, İslam kaynaklarında uğradığı esef verici sonuç budur.

10- Yeryüzünde işlenen ilk cinayet:

5. SAYFA İÇİN TIKLAYINIZ

Etiketler:

Yorumlar

  1. hasan dedi ki:

    isteğimi bulamadı

Yorum Yaz