Web sitemize hoşgeldiniz, 30 Kasım 2020

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

11- Habil neden Kabil ile anlaşmaya yanaşmadı:

Bu aşamada gündem edeceğimiz önemli bir konu vardır. Ademoğullarının, İslam külliyatı ve diğer teolojik ve ideolojik yorumlardaki Habil ve Kabil arasında “kız” ve “Toprak/mülkiyet” yüzünden ihtilaf edildiği iddialarını baz alırsak; Kabil’in ölüm tehdidine karşı, Habil’in öne sürülen bu maddi isteklerden, abisi Kabil lehine feragat ederek neden anlaşmaya yanaşmamıştır?
Dolayısıyla ölümü yeğlemiş ya da “Seni öldürmek için sana elimi uzatmam.” Gibi uyarılar yapmıştır. Kendini öldürttürecek sebepleri ortadan kaldırmak ve böylece Kabili ıslah etmek dururken neden onun nefsini daha da tahrik eden açıklamalar yapmıştır?”Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi (ve ekledi:) “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”[98]
Bunlara cevap olarak, Âdemoğullarının ihtilafı hakkında iddia edildiği gibi ortada “kız” veya “toprak/mülkiyet” merkezli Habil’in inisiyatifinde olan maddi bir sebep olmamasındandır diyebiliriz. Eğer böyle maddi durumu çağrıştıracak bir şey olmuş olsaydı –kız/mülkiyet-; Habil, Kabil lehine bu isteklerinden vazgeçebilirdi diyoruz.
Dolayısıyla Âdemoğullarının, Allah’a kulluklarında yaptıkları bireysel hatanın neticesi ortaya çıkan Kabil’in, Allah nezdindeki olumsuz (muttaki olmayan) konumunun izalesindeki yanlış davranışı cinayetle sonuçlanmıştır. Oysa Kabil yeniden kendine çeki düzen vererek hatasını düzeltip Allah’tan af dileyerek ona sığınmış olsa idi kulluğunun doğru olan istikametini tutturmuş ve katil olmamış olacaktı. Tıpkı babası Âdem ve Annesi Havva’[99]nın hatalarını tövbe ile düzeltmeleri örneğinde olduğu gibi. Oysa Kabil bu doğru yola değil Habil’i öldürüp ortadan kaldırarak, eski saygınlığına ulaşmaya ya da Allah’ı nazara almayarak daha da batak olan bu yola nefsinin olumsuz isteklerine yönelmiştir. Nefsin olumsuzluğa meyyal olduğu Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde yar almaktadır. Örnekleyelim: “nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”[100] “(Samirî) Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”[101] “Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin?”[102] “Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.”[103] “Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene. Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.”[104]
Buna istinaden Yusuf kıssasındaki kardeşler arasındaki kıskançlık anlatımı ile Âdemoğulları arasındaki kıskançlığı manevi temel üzerine yorumladığımızda hem tefsirlerde yer alan lüzumsuz israiliyat rivayetlerinden hem mitolojik yamalardan sıyrılmış olmaktayız. Artı bir değer bir metod olarak Kur’an’ı, Kur’an ile tefsir etmekteyiz.

12- Kabil Habil’in günahını yüklenebilir mi:

Habil’in öldürülme eylemi karşısında kendisini müdafaa etmek istemediğinin bir alameti olarak şu sözlerini görmek gerekir. “Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.” Bu sözleri ile Habil kendisinin öldürülmesine karşı koymayacağını buna mukabil eğer öldürülürse bu suçun da cezasız kalmayacağını ihtar etmektedir. “Böylece Kur’an, öldürme suçundan dolayı suçsuz kardeşin diğerine acıdığını, onu uyarmaya çalıştığını, masum ve takva sahibi kardeşine karşı giriştiği eylemden onu utandırmaya çalıştığını canlandırıyor.”[105]
Ancak Habil, Kur’an’ın temel ilkelerinden biri olan “Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez.”[106] Prensibine aykırı gözüken bir söz sarf etmektedir. “İbni Abbas, Mücahid, Dahhak, Katade ve Suddî; ayetin beni öldürmenin günahı ve daha önce kendi günahın anlamına geldiğini söylemişlerdir”[107] “Zeccac: “Bu ifade, “Sen, hem beni öldürme günahını, hem de kurbanın kabul edilmeyişine sebep olan günahın ile Allah’a dönersin” manasındadır” demiştir.”[108] Mevdudi çok daha berrak bir yorumda bulunmuştur. “Yani, “Aynı suçu işlemektense, senin beni öldürmen için kötü niyetler besleme günahını işlemeni tercih ederim. Böylece sen kendi saldırganlığının günahının yükünü ve hem de, kendimi savunmak için belki sende açacağım yaraların günahını ve yükünü de taşıyacaksın.”[109] Demektedir.
Dolayısıyla Habil kendi işlediği günahların Kabil tarafından yüklenilmesini değil, Kabil’in kendisine yaptığı ölüm tehditlerine karşı, nefs-i müdafaaya girerek işleyebileceği bir öldürme günahını ve Kabil’in diğer geçmişte işlediği günahları yükleneceğini belirtmekte ve bundan dolayı da “ateşe atılacaklardan olasın” diye bedduada bulunmaktadır. Muhtemeldir ki, Habil bu sözleri ile öldürülmeyi değil Kabil’i kötü niyetlerinden vazgeçirmeyi umarak sarf etmiştir. Ancak Habil’in bu muvahhid tavrı işe yaramamış ve Kabil nefsine uyarak kurduğu bir tuzak sonucu Habil’i katletmiştir.

13- Katilin pişmanlığı:

Âdemoğulları kıssasının, yeryüzünde ilk cinayet vakıasını konu edinmesi yanı sıra canilerin de duyacakları pişmanlığı vurguladığını gözlemlemekteyiz. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim” dedi ve ettiğine yananlardan oldu.”[110] Müfessirler bu sahnenin anlatımında karganın ölü gömmeyi göstermesi üzerinde ısrarla durmalarına rağmen katil’in pişmanlığı üzerine gereği kadar hatta hiç dikkat göstermemektedirler.
Oysa yeryüzünde haksız yere işlenen hemen tüm cinayetlerde katillerin pişmanlık duymaları “vicdan azabı” çekmeleri önemli bir psikolojik özelliktir. Çünkü katil işlediği cinayetin hesabını ahrette vermeden önce bu dünyada azap çekmeye başlamaktadır. Öyle ki, bu sebeple -vicdan azabı- dolayı; kaçıp, gizledikleri suçlarını bile itiraf etmekte veya cezalarını çekmek için kendi istekleriyle adalete teslim olmaktadırlar.
Bu konuda Seyyid Kutup’un vurgusu anlamlıdır. “Açıktır ki, katilin pişmanlığı tövbe pişmanlığı değildir. Öyle olsaydı Allah tövbesini kabul ederdi. Pişmanlığı ancak işlediği cinayetin gerekçesiz oluşundan ve karşılaşacağı eziyet, yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanmaktaydı.”[111]
Âdemoğulları kıssasındaki Kabil’in pişmanlığı da böyle bir pişmanlıktır. Pek tabi ona bunu acilen hatırlatan ve ölü gömmenin gerekli olduğu ve şeklini gösteren de karga olmuştur.“Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi…”“Böylece Allah, bir kargayı örnek göstererek cehaleti ve aptallığından dolayı Hz. Âdem’in(a.s) suçlu oğlunu uyarmıştır. Ve o bir cesedi saklama konusunda karganın kendinden daha donanımlı olduğunu gördükten sonra, yalnızca pişman olmakla kalmamış, aynı zamanda kardeşini öldürmekle kötü bir iş yaptığını anlamaya başlamıştır. “Yaptığına pişman olanlardan oldu” ifadesinde bu anlam gizlidir.”[112]
Kur’an, Kabil’in pişman olduğunu beyan ederken, Tevrat bu hususu muğlâk bırakmıştır. Tevrat’taki Âdemoğulları kıssasında, Kur’an’da açıklanan Karga’nın defnetme ve bu olayı gören Kabil’in pişmanlığı bölümü yer almamaktadır.
Tevrat’a göre Kabil Allah tarafından lanetlenip, nişanlanmış ve yeryüzü üzerindeki Nod denilen belirsiz, mahiyeti bilinmeyen bir coğrafyaya kaçmıştır. “Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın…. İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.”…. Bugün beni bu topraklardan kovdun. Artık huzurundan uzak kalacağım. Yeryüzünde aylak dolaşacağım. Beni kim bulsa öldürecek.” Bunun üzerine RAB, “Kim seni öldürürse, ondan yedi kez öç alınacaktır” dedi. Kimse Kayin’i bulup öldürmesin diye onun üzerine bir nişan koydu.Kayin Rab’bin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti.”[113]

14- Kabil’in tövbe etmemesi:

7. SAYFA İÇİN TIKLAYINIZ

Etiketler:

Yorumlar

  1. hasan dedi ki:

    isteğimi bulamadı

Yorum Yaz