Web sitemize hoşgeldiniz, 30 Kasım 2020

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

Ademoğulları; Habil-Kabil Kıssası ve Mesajları

10- Yeryüzünde işlenen ilk cinayet:

Âdemoğulları kıssasının en önemli ayrıntısı ve belki de nazil olma sebebi, kardeşin kardeşi katletmesi ve yeryüzünde işlenen ilk cinayettir. Öncelikleayetteki,Kabil’in;”Andolsun seni öldüreceğim” İfadesinde yer alan, bu fiile onu iten olguyu iyi anlamamız gerekmektedir. Çünkü bu kıssa kıyamete kadar tüm insanlık için öğüt ve ibret olma konumundadır. Bu yüzden katil ve maktul arasındaki olayla alakalı psikolojik sebepleri iyi analiz etmemiz gerekmektedir.
Her iki kardeş arasında öldürme beyanına varan ihtilafın dini kaynaklı olduğunu tespit etmiştik. Kabil ve Habil’in, Allah’a Kurban sunmaları ve akabinde birininkinin kabul edilmemesi öldürmeyle sonuçlanan fiile sebep olmuştur. Aslında ihtilaf dini kaynaklı gibi gözükse de aynı zamanda beşeri vasıflı olduğunu görmemiz gerekmektedir. Çünkü Kabil’in Kurban’ının kabul edilmemesi, onun Allah nezdinde saygınlığını kaybetmesi dolayısıyla bu saygınlığı Habil’e kaptırmasıdır. Çünkü Habil’in takdim ettiği Kurban, Allah nezdinde kabul görmüştür. Dolayısıyla Habil, Allah nezdinde saygınlık kazanmıştır. İşte tam burada beşeri olgu ortaya çıkmaktadır. Şeytan artı nefsin dürtüleriyle ortaya çıkan kıskançlık, hased ve kin; Âdemoğulları arasına ihtilafı ve neticesi olarak cinayeti sokmuştur.
Kur’an-ı Kerim’deki kıssada; Kabil’in, Allah’a takdim ettiği kurbanının kabul edilmediğini öğrendiğinde tepkisi derhal kardeşi Habil’e yönelmektedir. Oysa Habil’in bu vakıada bir dahli bulunmamaktadır. Olay tamamen onun dışında gerçekleşmiştir. “Allah Teâlâ, Kabil’in Habil’i, ‘Seni elbette öldüreceğim” dediğini, Habil’in de, “Allah, ancak muttekîlerden kabul buyurur” diye cevap verdiğini nakletmiştir. Bu kelamda bir hazif vardır ve takdiri şöyledir: “Sanki Habil, Kabil’e “Niçin beni öldüreceksin?” demiş. Kabil de, “Çünkü senin kurbanın kabul edildi” demiş. Bunun üzerine Hâbil, “Benim suçum ne! Allah, ancak muttakîlerden kabul buyurur” demiştir.”[82]
Mesela kardeşler arasında ihtilaf ettikleri maddi konulara dair şöyle bir diyalog olmamıştır. “Sende benim istediğim kızı veya tarlayı, toprağı, v.s istemeseydin!.. Onlara haksız yere göz dikmeseydin! gibi… Kur’an’da, İslam külliyatında yer alan ihtilaf sebeplerinin aksine bir sebeple ilgili diyalog geçmektedir, her iki kardeş arasında…”Allah, ancak muttekîlerden kabul buyurur”
Binaenaleyh Kabil’in, Habil’e olan olumsuz tepkisinin altında manevi, duygusal temelli; kıskançlık, hased ve kin olgusunun yattığı anlaşılmaktadır. “Haset, kendisiyle yerde ve gökte Allah’a isyan edilen ilk günahtır. Gökteki İblis’in Âdem’e olan hasedi, yerdeki ise; Kabil’in Habil’e olan hasedidir.”[83]
Bu kıskançlık, haset ve kin olgusunu ve olumsuz sonuçlarını Kur’an’ın beyan ettiği bir diğer kıssada da görmekteyiz. Bu yönüyle her iki kıssanın birlikte anlaşılmasında yarar bulunmaktadır kanaatindeyiz. Yusuf suresinde şöyle beyan edilmektedir: “(Kardeşleri) dediler ki: Yusuf’la kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir…. Yusuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da sâlih kimseler olursunuz!”[84] Tevrat’ta ise bu durum şu şekilde anlatılmaktadır: “Yusuf’un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf’a tatlı söz söylemez oldular.”[85]
Kur’an-ı Kerim’deki, Yusuf kıssasında, Yakuboğullarının, babaları nezdindeki itibarlarında hissettikleri düşüklüğün sebep olduğu, hased/kıskançlık ve sonuçlarının anlatıldığı ayetlerde; kıskançlığın aynı zamanda kardeşleri Yusuf’u öldürmeyi kastetmeye kadar vardığını gözlemlemekteyiz. Bu durum Kur’an’da şu şekilde; “(Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!”[86] Tevrat’ta ise şöyle anlatılmaktadır: “Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular.”[87]
Âdemoğulları kıssası ile Yusuf kıssası bu açılardan birbirine benzer anlamlar taşımaktadır. Yusuf kıssasında, Âdemoğulları kıssasındaki gibi ortaya atılan; mal, mülk, toprak, kız v.b maddi unsurlar yoktur. Olay tamamen manevi, duygusal ortamda kıskançlık, kin ve nefret ekseninde ve çok olumsuz sonuçlara sebep olacak şekilde gelişmektedir. Eğer Yusuf’un(a.s) bazı kardeşlerinin –Ruben ve Yahuda- önerileri olmasa o da Habil gibi öldürülmüş olacaktı ki, bu katlin de tek sebebi, sevgi üzerinden yapılan kardeşler arasındaki kıskançlıktır. Ortada mal, mülk, para, v.b maddi olgular yoktur.
İşte yalnızca duygusal olan bu durum –sevgi- bile insandaki hırsı, ihtirası, kin ve nefreti dolayısıyla kıskançlığı gündeme getirmektedir. Kur’an hased/kıskançlığın olumsuzluğunu şu ayetleri ile beyan etmektedir.“..Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar?”[88] “Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler.”[89] “De ki: “Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur.” Onlar size: Hayır, bizi kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir. Bilâkis onlar, pek az anlayan kimselerdir.”[90] “Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”[91]
Kabil’deki bu kıskançlık, hased vasfına karşılık kardeşi Habil yumuşak huylu halim-selim bir insandır. Çünkü o abisinin öldürme tehditlerine rağmen muvahhid çizgisini bozmadan ona maruf ‘u tavsiye etmektedir. “Diğeri de “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder” dedi” ayetindeki ifade Habil’in, Kabil’e göre; Allah’a daha itaatkâr bir kul olduğunun yansıması sözler olarak gözükmektedir. Arkasından gelen ayetlerdeki uyarıları, kardeşini kötü iş işlemekten uzaklaştırmak için sarf ettiği çabaların aksülameli gibidir. “Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
Müfessirler neden haklı olduğu halde Habil’in kendisini korumadığı üzerinde durmuşlar ve çeşitli fikirler üretmişlerdir. Bizce en makul olan Razî’nin görüşüdür. Razî, Habil’in sözlerini şöyle yorumlamaktadır: “Daha sonra Allah Teâlâ, mazlum olan kardeşin, “Andolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben kâinatın Rabbi olan Allah’tan korkarım” dediğini nakletmiştir. Bu ifadeyle ilgili iki soru vardır: Birinci soru: İnsanın kendisini müdafaa etmesi farz olduğu halde, Habil niçin, katil Kabil’e karşı kendisini savunmamıştır? Farz et ki bu farz değil ama en azından haram da değildir. O halde daha niçin Habil, “Çünkü ben, kâinatın Rabbi olan Allah’tan korkarım” demiştir? Bu soruya birkaç yönden cevap verilebilir: 1) Şöyle denilebilir: Maktul Habil, çeşitli emarelerden dolayı zann-ı galip ile Kabil’in kendisini öldüreceğini anlamıştı da bu sözü, ona bir nasihat ve vaaz olsun diye söylemişti. Yani, “Ben, haksız yere ve zulüm ile seni öldürmeyi uygun bulmuyorum. Seni öldürme işini, ancak Allah’tan korktuğum için yapmıyorum” demek istemiştir. Habil bu sözü, kardeşi kendisini öldürmeden önce söylemişti ki bundan maksadı, kasten adam öldürmenin çirkinliğini Kabil’in kalbine sokmaktı. İşte bu sebepten ötürü Kabil’in biraz sabrettiği, Habil’in uyuyunca, büyük bir taşla başını ezerek onu öldürdüğü rivayet edilmiştir. 2) Ayetteki “Ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim” ifadesi, “Seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Elimi sana, ancak kendimi müdafaa etmek için kaldırırım” manasınadır. Ehl-i ilim şöyle derler: “İnsan kendisini müdafaa ederken, önce en ehveni ile işe başlayıp derece derece ilerlemesi gerekir. Kişinin, kendisini müdafaa için ilk planda karşısındakini öldürmeye niyetlenme hakkı yoktur. Aksine onun hakkı, kendisini müdafaa etmektir. Nihayet insan, kendisini ancak karşısındakini öldürerek kurtarabileceği kanaatine varır ise, ancak o zaman onu öldürmesi caizdir. 3) Bazı âlimler şöyle demişlerdir: “Öldürülmek istenen kişi, şayet kendisi dilerse, katilin isteğine boyun eğmesi caizdir. Nitekim Hz. Osman (r.h) da böyle yapmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s), Muhammed İbn Mesleme (r.a)’ye “Kolunu yüzüne tut (kadere boyun eğ). Allah’ın öldürülen kulu ol, fakat öldüren kulu olma” buyurmuştur. 4) Nefs-i müdafaanın farz oluşu, şeriatların değişmesi ile değişen bir hüküm olabilir. Mücâhid: “O zamanlar nefsi müdafaa mubah değildi” demiştir. İkinci Soru: Niçin şart fiil, cevap ise ism-i fail sîgasında getirilmiştir? Bu, ayetteki ifadesidir. “Andolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim” ifadesidir. Cevap: Bu, Habil’in o kötü işi kesinlikle yapmayacağını ifade eder. İşte bundan dolayı, sözünü nefyi te’kid eden ba harf-i cerri ile (diyerek…) söylemiştir.”[92]
Habil hakkında bir başka önemli ayrıntı bulunmaktadır ve müfessirler bu hususu göz ardı etmektedirler: “İbn Cerir şöyle demiştir: Ayette maktulün katilin kendisini öldürmeye karar verdiğini bildiğine, buna rağmen nefsini müdafaa etmediğine dair bir delil yoktur. Onu suikastla öldürdüğü söylenmiştir.”[93]
Bu tespit önemlidir. Tüm müfessirler, sanki Habil’in, Kabil’in kendisini öldürülme tehdit ve teşebbüsüne rağmen savunma yapmadığı gibi bir anlayış geliştirmişlerdir. Oysa onun kendini bundan korumadığı sonucunu çıkarmamız mümkün değildir. Çünkü Tevrat’ta Habil’in Habil’e tuzak kurarak öldürdüğü iması vardır. “Kayin(Kabil) kardeşi Hevel/Habil’e, “Haydi, tarlaya gidelim” dedi. Tarlada birlikteyken Kayin kardeşine saldırıp onu öldürdü.”[94] Anlatımı bulunmaktadır. Tevrat anlatımındaki; Kabil’in, Habil’i “Haydi, tarlaya gidelim” diyerek çağırması ifadesi bu tuzağın bir açılımı gibidir. Dolayısıyla Kabil’in Habil’i tasarlayarak bir tuzak sonucu öldürdüğü seçeneğini bundan dolayı Habil’in kendini koruyamadığı ihtimalini güçlendirmektedir.
Tevrat’taki bu anlatım ile Kur’an’daki kardeşler arasındaki diyalogu örtüştürürsek; Habil, Kabil’in tehditlerine rağmen yumuşak bir uslub ile ona bu olumsuz düşünceleri hakkında uyarılarda bulunmuş ve bütün bu ölüm tehditlerine rağmen Kabil’in kendisini öldüreceğini ummamıştır. Bu yüzden Tevrat’ta anlatılan Kabil’in davetine uymuş ve burada bir suikast, tuzak sonucu katledilmiştir.
Kesin olan bir husus vardır ki, Âdemoğullarından biri diğerini hem öldürmekle tehdit etmiş “…kâle le aktulennek..”“..seni mutlaka öldüreceğim…”[95] Ve hem de bu fiili gerçekleştirmiştir.“Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn” “Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.”[96]
Yine bir başka acı gerçek var ki, yeryüzünün ilk cinayeti bir kardeş katli şeklinde gerçekleşmiştir. Bunun sebebi ise kıskançlık yani duygusallık neticesidir. Bu olay aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’deki, yaratılış/Âdem sahnesindeki Meleklerin, Cenabı Hakk’a, yarattığı insan hakkında sordukları olumsuz sorunun gerçeğe dönüşmesidir. “(Melekler)….yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? Dediler…”[97]
Bu olgu aynı zamanda Âdem (Yaratılış) kıssası ile Âdemoğulları kıssası arasındaki anlaşılma açısından siyak-sibak ilişkisini ve kronolojik bağın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

11- Habil neden Kabil ile anlaşmaya yanaşmadı:

6. SAYFA İÇİN TIKLAYINIZ

Etiketler:

Yorumlar

  1. hasan dedi ki:

    isteğimi bulamadı

Yorum Yaz